Başkan Fatih Karahan’ın Türkiye Bankalar Birliği 69. Olağan Genel Kurul Toplantısı Açılış Konuşması (İstanbul)

Sayın Bakanım, Sayın Bakan Yardımcım, Sayın Kurum Başkanları, Sayın Genel Müdürler,

Saygıdeğer Katılımcılar,

Sizleri Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası adına saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle Türkiye Bankalar Birliğinin nazik davetinden dolayı teşekkür ediyorum. 

Bankacılık sektörü uygulanmakta olan dezenflasyon sürecinin en önemli aktörlerinden biri. Bu açıdan, sizlerle yaptığımız buluşmaları önemli buluyorum. 

Küresel ekonomi son dönemde jeopolitik gelişmelerin ve artan belirsizliklerin olduğu bir süreçten geçiyor. Özellikle enerji piyasalarında yaşanan dalgalanmalar, küresel ölçekte enflasyon görünümünü ve finansal koşulları etkileyebiliyor.

Enerji fiyatlarında yukarı yönlü yaşanan baskının etkilerini ülkemizde de enflasyon ve dış denge görünümü üzerinde hissediyoruz.

Bununla birlikte, bugün geldiğimiz noktada dezenflasyon sürecinin başlangıcına kıyasla daha etkili politika araçlarına, daha sağlam rezerv tamponlarına ve daha dengeli bir makroekonomik görünüme sahibiz.

Bu nedenle, doğru politika adımlarını attığımız sürece, jeopolitik gelişmeleri dezenflasyon sürecini tersine çevirecek değil ancak hızını ve kısa vadeli görünümünü etkileyebilecek unsurlar olarak değerlendiriyoruz.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası olarak temel önceliğimiz fiyat istikrarını sağlamak. Dezenflasyon sürecinin devamlılığı açısından sıkı para politikası duruşumuzu kararlılıkla sürdürüyoruz.

Önümüzdeki dönemde de para politikası kararlarımızı şekillendirirken enflasyon görünümünü etkileyen tüm unsurları, özellikle de jeopolitik gelişmelerin maliyet kanalı, iktisadi faaliyet ve beklenti kanalı üzerinden enflasyon görünümüne yansımalarını dikkatle değerlendirmeye devam edeceğiz.

Bugün sizlerle öncelikle mevcut makroekonomik görünüme ilişkin değerlendirmelerimizi paylaşacağım. 

Ardından, düşük enflasyon ortamının bankacılık sektörü açısından neden kritik önemde olduğunu, politika çerçevemizin temel unsurlarını ve son dönemde attığımız adımların finansal koşullara yansımalarını ele alacağım.

MAKROEKONOMİK GÖRÜNÜM

Jeopolitik gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki etkilerini sınırlamak amacıyla diğer kurumlar ile eşgüdüm içinde proaktif adımlar attık.

Maliye politikası tarafında eşel mobil uygulaması petrol fiyatlarının enflasyona etkisini sınırlandırdı.

TCMB olarak ise üst banttan fonlama, NDF işlemleri ve likidite senedi uygulaması gibi araçlarla finansal koşulları sıkılaştırdık. Ayrıca, 2025 yılı son çeyrekten itibaren hızlanan kredi büyümelerine yönelik bir dizi sıkılaştırıcı adım attık.

Söz konusu proaktif adımlar ve güçlü tamponlar sayesinde makrofinansal istikrar korunurken, dezenflasyon süreci için gerekli koşulların devam etmesi sağlandı.

Enerji fiyatlarındaki hızlı artış ve bu gelişmenin dolaylı etkileri sebebiyle enflasyonun ana eğiliminde nisan ayında bir artış gerçekleşti. 

Yılın ilk aylarındaki yükselişinin ardından enerji fiyatlarının da etkisiyle nisan ayında artan enflasyonun ana eğilimi, mayıs ayında bir miktar geriledi. Bu gerilemede eşel mobil uygulaması ve attığımız adımlar etkili oldu. 

2026 yılında daha belirgin hale gelen iç talepteki dengelenmenin önümüzdeki dönemde dezenflasyon sürecine destek vermeye devam edeceğini değerlendiriyoruz.

Sıkı para politikası duruşumuzla 2024 yılından itibaren cari işlemler dengesinde de belirgin bir iyileşme sağlanmıştı.

Küresel belirsizliklerin arttığı bu dönemde cari denge görünümü de makrofinansal istikrar açısından daha önemli hale geldi.

Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkelerde enerji maliyetlerindeki yükseliş dış ticaret dengesi ve cari açık üzerinde doğrudan etkili olabiliyor.

Nisan ve mayıs aylarındaki veriler dış ticaret görünümünün enerji fiyatlarındaki artışa rağmen olumlu kalmaya devam ettiğini ima ediyor.

Bu görünümün korunabilmesi için enflasyon beklentilerindeki bozulmanın sınırlı kalması ve cari açıkta iç talep kaynaklı ek bir baskı oluşmaması önemli.

Mevcut tahminlerimiz cari açığın millî gelire oranının yıl sonunda tarihsel ortalamasının altında kalacağını ima ediyor.

Özetle, yaşanan jeopolitik gelişmeler dezenflasyon süreci açısından kısa vadeli riskler yaratmış olsa da, zamanlı politika adımlarımız sayesinde bu risklerin dezenflasyon sürecine etkilerini sınırladık.

Sıkı para politikası duruşumuz, dengelenen iç talep, sağlıklı bir cari denge görünümü ve güçlü rezerv pozisyonumuz dezenflasyon sürecinin devamı açısından önemli bir güvence oluşturmakta.

BANKACILIK GÖRÜNÜMÜ

Konuşmamın bu bölümünde ülkemizde bankacılık sektörü ile ilgili önemli gördüğümüz gelişmeleri değerlendireceğim.

Sürdürülebilir yüksek büyüme; güçlü bir tasarruf tabanı, etkin bir finansal sistem ve uzun vadeli finansman imkânları gerektiriyor. Bu unsurların sağlıklı şekilde gelişebildiği ortam ise düşük ve istikrarlı enflasyon ortamıdır.

Geçtiğimiz 25 yıla baktığımızda düşük enflasyon döneminde bankacılık sektörü büyümesinin millî gelir büyümesinin belirgin üzerinde gerçekleştiğini görüyoruz.

Bankacılık sektörü aktif büyüklüğünün millî gelire oranı 2003 yılında yüzde 53 düzeyinde iken, enflasyonun tek haneli seviyelere gerilemesiyle bu oran 2010 yılında yüzde 86’ya, 2015 yılından itibaren ise yüzde 100’ün üzerine çıktı.

Böylece finansal sistem içerisindeki tasarruflar arttı, tasarruf araçları çeşitlendi ve yurt dışından uzun vadeli kaynak temini hızlandı.

Bu dönemde bankaların reel ekonomiye sağladığı kredi tutarının millî gelire oranı yüzde 70 düzeyine yaklaşırken, yurt dışı piyasalardan temin edilen finansmanın millî gelire oranı yüzde 20’nin üzerine çıktı.   

Öte yandan, son yıllarda enflasyonun yükselmesi bankacılık sektörünün millî gelire oranla küçülmesine neden oldu. 

Banka aktiflerinin millî gelire oranı 2024 yılında yüzde 73’e düşerken, enflasyonun gerilemeye başlamasıyla birlikte 2025 yılında dört yıl aradan sonra yeniden artmaya başladı.

Görüldüğü gibi bankacılık sektörünün sağlıklı ve sürdürülebilir şekilde büyümesinin yolu düşük ve istikrarlı enflasyondan geçiyor.

Dolayısıyla dezenflasyon sürecinin devamı tüm ekonomik aktörler açısından olduğu gibi bankacılık sektörü açısından da kritik öneme sahip.

Jeopolitik şokların arttığı bu dönemde fiyat istikrarı hedefine bağlı kalmamız ve bu hedef doğrultusunda kararlı bir şekilde ilerlememiz gerekiyor.

Kalıcı fiyat istikrarı; daha yüksek tasarruf oranları, daha güçlü finansal derinleşme, daha uzun vadeli dış finansman imkânları ve nihayetinde daha sürdürülebilir bir büyüme zemini anlamına gelmekte.

POLİTİKA ÇERÇEVESİ

Konuşmamın bu bölümünde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası politika çerçevesi ile ilgili önemli gördüğümüz hususlardan bahsetmek istiyorum.

Mevcut para politikası çerçevemizin bankacılık sektörü için en önemli bileşenlerinden biri makroihtiyati uygulamalarımız. 

Bildiğiniz gibi makroihtiyati düzenlemeleri sıkı para politikası duruşunu destekleyici bir araç olarak aktif bir şekilde kullanıyoruz. 

Son yıllarda yaşanan şoklar, fiyat istikrarının sağlanmasında yalnızca politika faizinin değil, diğer birçok ülkede olduğu gibi makroihtiyati araçların tamamlayıcı rol üstlenebildiğini gösterdi.

Makroihtiyati araç setini para politikasını ikame eden bir noktadan tamamlayıcı bir hale getirmek için süreç içerisinde çeşitli sadeleştirmeler yaptık.

KKM ile menkul kıymet tesisi düzenlemelerini uygulamadan kaldırdık ve bankacılık sektörü üzerindeki zorunlu karşılık maliyetlerini önemli ölçüde düşürdük. 

Diğer yandan, TL mevduat payı, kredi büyümesi ve likidite yönetimi odaklı makroihtiyati araç setini sıkı parasal duruşumuzu desteklemek üzere uygulamaya devam ediyoruz.

TL mevduat payını artırmayı hedefleyen düzenlemeleri finansal koşullara göre revize ederek uyguluyoruz. Kredi büyümesindeki dalgalanmaları yönetmek için büyüme sınırlarını kullanıyoruz. 

Son dönem jeopolitik gelişmeler sonrasında olduğu gibi aktif likidite yönetimi politikamız ile parasal aktarım mekanizmasını güçlendiriyoruz.

Fiyat istikrarının tesisi ile birlikte bu düzenlemelerin bankaların bilanço yönetimi üzerindeki etkisinin azalmasını ve uygulamaların makrofinansal istikrarı koruyan bir nitelikte kullanılmalarını öngörüyoruz. 

FİNANSAL GELİŞMELER

Son bölümde, politika adımlarımızın finansal koşullara yansımalarına kısaca değinmek istiyorum.

Öncelikle kredi gelişmelerine baktığımızda, 2025 yılının ikinci yarısından itibaren belirgin şekilde hızlanan kredi büyümesinin son dönemde aldığımız tedbirlerin etkisiyle daha dengeli bir patikaya yöneldiğini görüyoruz.

Toplam kredi büyümesi yüzde 35’li seviyelerden yüzde 26’ya gerilerken, TL ticari ve bireysel kredi büyümeleri de yüzde 50’li seviyelerden yüzde 40’ın altına indi.

Ayrıca bireysel kredilerde kompozisyonun daha dengeli hale geldiğini görüyoruz. İhtiyaç kredisi ve kredi kartı büyümeleri yavaşlarken, konut kredilerinin payı artıyor.

Türk lirası mevduat tarafında da olumlu bir görünüm söz konusu. Küresel belirsizliklerin ve kıymetli maden fiyatlarındaki oynaklığın arttığı dönemlerde dahi yurt içi yerleşiklerin Türk lirası tercihinin büyük ölçüde korunduğunu görüyoruz.

Nisan ayından itibaren Türk lirası mevduat payı yeniden yüzde 60’ın üzerine yükselirken, son dönemde yaşanan jeopolitik gelişmeler sırasında yerleşiklerin Türk lirası talebi güçlü seyrini sürdürdü.

Finansal piyasalar açısından baktığımızda ise küresel oynaklığın arttığı dönemlerde piyasalarımızın sağlıklı işleyişinin devam ettiğini görüyoruz. 

Bu süreçte geçmişte yurt dışı fonlama yapısında kısa vadeli oynaklıkları azaltmak amacıyla devreye aldığımız araçlar, finansal istikrarın korunmasına önemli katkı sağladı.

Nitekim, yurt dışı finansman tarafında olumlu görünüm devam ediyor. Uzun vadeli dış kaynak girişlerinin devam etmesi bankacılık sektörünün dayanıklılığını teyit ediyor.

Değerli Katılımcılar,

Son dönemde yaşanan jeopolitik gelişmeler küresel ekonomi ve finansal piyasalar açısından önemli belirsizliklere neden oluyor.

Ancak bugün geldiğimiz noktada, sahip olduğumuz politika araçları, güçlü rezerv pozisyonumuz ve makroekonomik dengelenme sayesinde dezenflasyon sürecinin devamı için gerekli koşulların korunduğunu değerlendiriyoruz.

Merkez Bankası olarak fiyat istikrarını ve finansal istikrarı koruyacak şekilde tüm politika araçlarımızı kararlılıkla kullanmaya devam edeceğiz.

Bugün sizlerle paylaştığım değerlendirmeler çerçevesinde bir hususun altını özellikle çizmek istiyorum.

Güçlü bankacılık sektörü ile düşük ve istikrarlı enflasyon birbirini besleyen iki unsurdur.

Kalıcı fiyat istikrarı; daha yüksek tasarruf oranları, daha derin ve etkin bir finansal sistem, uzun vadeli dış finansman imkânları ve sürdürülebilir bir büyüme zemini anlamına gelmektedir.

Son yıllarda farklı kaynaklardan gelen şoklara rağmen bankacılık sektörümüz güçlü sermaye yapısı, yüksek likiditesi ve sağlam bilançosu ile dayanıklılığını ortaya koymuştur.

Dezenflasyon sürecinin başarıya ulaşmasıyla birlikte bankacılık sektörünün ülkemizin büyüme potansiyeline ve finansal derinleşmesine daha güçlü katkılar sunacağına inanıyoruz.

Önümüzdeki dönemde de bankacılık sektörünün temsilcileriyle yakın diyalog içerisinde çalışmaya devam edeceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. 

Başkan Fatih Karahan’ın Türkiye Bankalar Birliği 69. Olağan Genel Kurul Toplantısı Açılış Konuşması (İstanbul)